Son Yazılar
Yükleniyor...
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Arama

Manşet

Son Yazılar Bitkisel tedavi yöntemleri

Anne sütüne eş değer protein nedir?

31.1.13



Hem amino asit açısından zengindir hemde kaliteli protein deposudur. 1 yumurta sarısı 231 mg. kolestrol içerir.  Sağlığımızı korumak için yumurtadan ziyade kötü kolestrol kaynaklarından uzak durmak gerekir. Örn: yağlı açmalar, poğaçalar, yağlı etler, kebaplar gibi.  Çünkü kötü kolestrol kaynakları hem trans yağ asidi dolu hem de kolestrol  oranı yüksektir.
Yumurtanın kolestrolünde ise trans yağ asidi yoktur.  Vücudumuzun hormon yapımını, hücre ceperi yapımı için kolestrole htiyacı vardır. Bir kısmını vücudumuz sentezlerken bir kısmını  dışarıdan alırız.  Bu açıdan yumurta en kaliteli yağ kaynaklarından biridir.
Sağlıklı bir insan her gün yumurta yiyebilir. Protein seviyesi yüksek olduğundan  özellikle sık sık tüketilmesi gereken, besleyici değeri oldukça yüksek bir besindir.   Kolestrol yüksekliği olan kişiler ise hafta 2 – 3 kez yumurta tüketebilir. Bir adet yumurta besin değeri açısından yumurta byüklüğünde ete eşittir.  Yumurtanın içindeki lesitin beyin işlevlerinin düzenli olmasına yardımcı olur. Burada dikkat edilmesi gereken,  yumurtayı değil, kötü kolestrol kaynaklarını hayatımızın çıkartmak olmalıdır.
Özelikle,ülkemizin ekonomik yapısı düşünüldüğünde yumurta,  tüm vatandaşlarımızın et,balık, tavuk gibi kaliteli proteine  ulaşabileceği en ucuz bir besindir.
 

Gebelikte kan şekerine dikkat edilmesi gerekenler!

 
 


Gebelikte Kan Şekeri
ANNEYE 24-27.HAFTADA ŞEKER TESTİ ŞART

Günümüzde diyabet hastalığı toplumda kalp ve damar hastalıkları gibi sık görülen hastalıklar listesinde ön sıralarda yer alıyor. Tip 1 diyabet insülinle tedavi edilirken, tip 2 diyabetin tedavisinde ilaç, diyet ve spor öneriliyor. Ancak bir de gebelikte ortaya çıkan diyabet var ki, hem anneye hem de bebeğe zarar verebiliyor. Acıbadem Bodrum Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aybala Akıl, 'gestasyonel diyabet' adı verilen gebelik diyabetinin bebeğe birçok zarar verdiğini belirterek şunları söylüyor: "Gebelik diyabeti bebeğin 4,5-5,5 kilo doğmasına, iç organlarda kalıcı hasar oluşmasına, doğumda kan şekerinin aşırı düşük olmasına ve başka metabolik sıkıntılara neden oluyor."


27. HAFTADA TARAMA TESTİ YAPILMASI ŞART
Kadınların gebe kaldıktan sonra glukoz toleransının bozulması ya da yatkınlığın artmasıyla gebelik diyabeti ortaya çıkıyor. Ailesinde diyabet hastalığı olanlarda yatkınlığın fazla olması nedeniyle mutlaka tarama testi yapılması gerektiğine değinen Dr. Aybala Akıl, "Gebeliğin 24-27. haftaları arasında diyabetle ilgili olarak tarama testi yapıyoruz. Ailesinde yatkınlık olanların yanı sıra kilolu kadınlara da bu testin yapılması önem taşıyor. Bebekte kalıcı hasarlar yaratabileceğinden annenin kan şekeri düzeyinin normal sı
ANNENİN ŞEKERİ YÜKSEKSE BEBEK KRİZE GİRİYOR
25 yaşın üzerinde olan ve gebeliğinde aşırı kilo alan gebelik diyabeti riskinin daha yüksek olduğunu, bu durumda annede oluşan glukoz tolerans bozukluğunun bebekleri hipoglisemiye soktuğunu, kan şekerlerinin aşırı düştüğünü belirten Dr. Aybala Akıl, şunları söylüyor:
"Bebeğin kan şekeri aşırı düştüğünde hemen müdahale edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bebekte ortaya çıkacak kalp büyümesi, solunum sıkıntısı, başka metobalik sıkıntılara karşı da acilen önlem almak gerekiyor. Bebeğin bu sıkıntılara girmesini önlemek amacıyla annenin gebelik döneminde anne adayının açlık-tokluk kan şekerini düzenli takip ediyoruz. Bu takipleri endokrinoloji, kadın hastalıkları ve doğum, diyetisyen birlikte çalışarak izliyoruz. Gebelik şekeri kontrol altına alınamıyorsa, bebek için fazla kiloyla doğmaya bağlı doğum zorlukları, metabolik ya da solunum sıkıntılarına bağlı doğum sonrası hasarların ve benzeri sıkıntıların riski daha da artıyor
nırlara getirilebilmesi için diyet tedavisi ve insülin tedavisi veriliyor" diyor.
 
HAMİLE KALMADAN ÖNCE FAZLA KİLOLARINIZI VERİN
Gebelik diyabetinin yarattığı risklere karşı anneleri uyaran Dr. Aybala Akıl, anne adaylarına gebe kalmadan önce kilo vermelerini önererek, ideal kilolarında hamile kalanlar için riskin daha az olduğunu, ancak kilo fazlası bulunanlarda gebelik diyabeti riskinin arttığını vurguladı. Gebelik diyabeti tesbit edilenlere beslenme diyeti verildiğini ve aşırı kilo almamaları gerektiğini ifade eden Dr. Aybala Akıl, "Diyet sayesinde aşırı kilo almalarını önlüyoruz, belli bir oranda kilo kaybetmelerini sağlıyoruz. Beslenme uzmanının desteği olmadan ve diyet yapılmadan şekerin kontrol altına alınması oldukça güç. Eğer diyet yapılamıyorsa insülin tedavisine başlıyoruz" diye konuşuyor


GEBELİK ŞEKERİNDE İNSÜLİN TEDAVİSİ VERİLİYOR
Gebelere insülin tedavisi verilmesinin tercih edildiğini, şeker hapları gibi ağızdan kullanılan ilaçların tercih edilmediğini vurgulayan Dr. Aybala Akıl, tedavi konusunda şu bilgileri veriyor:
"Artık metformin etken maddeli ilaçların gebelerde güvenli olduğunu bildiren çalışmalar var. Ancak yine de etkileri tam bilinmediğinden dolayı gebelik şekerinin tedavisinde ağızdan kullanılan şeker ilaçlarını tercih etmiyoruz. Diyet tedavisi yeterli gelmediğinde ise insüline başvuruluyor. Burada önemli bir nokta var ki o da, gebelik öncesi şeker hastası olup da şeker hapı kullanan kadınların gebe olduğunun anlaşılmasından itibaren kullandığı şeker ilaçlarının kesilmesi ve şeker seviyelerinin insülin ve diyetle kontrol altına alınmasıdır. Bu ilaçlar da doktor kontrolünde kesilmelidir."

Bebek nasıl banyo yaptırılır?

Bebek nasıl yıkanır.yıkarken nelere dikkat edilir hepsi bu videomuzda...

Anne sütünü arttırmanın doğal ve 10 kolay yolu!

 
EMZİREN ANNELERE SÜTLERİNİ ARTTIRACAK  ÇORBA TARİFİ
Malzemeler: 
100 gram dana biftek 
1 çay bardağı dolusu arpa
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 orta boy soğan
3 orta boy domates
2 orta boy havuç
4 su bardağı su
1 silme çay kaşığı karabiber
1 silme çay kaşığı tuz
½ çay bardağı ince kıyılmış fesleğen
 
Yapılışı: Suda bifteği haşlayınız. Bifteğin haşlanmasına yakın arpayı ilave ediniz. Biftek haşlandıktan sonra, bifteği sudan alınız, ince şeritler halinde doğrayınız. Tekrar et suyunun içine ekleyiniz. Havuçları soyunuz, küp küp doğrayınız. Domatesleri soyunuz, çekirdeklerini ayırarak rendeleyiniz. Soğanı soyunuz, rendeleyiniz. Bir yemek kaşığı zeytinyağında yakmadan rendelenmiş malzemeleri ve fesleğeni hafifçe çeviriniz. Bütün malzemeleri suyun içerisine ilave ediniz. Sebzeler yumuşayıncaya kadar 20 dakika orta ateşte pişiriniz. Taneli olarak veya blendarden geçirerek süzülmüş olarak tüketebilirsiniz. 
 
Sıvı tüketiminizi arttırın: Süt üretiminin yeterli olmasında en önemli koşul, annenin tükettiği sıvı miktarıdır. Günde 3-3,5 litre sıvı tüketiminin süt miktarını arttırmakta ciddi rol oynadığı uzun zamandan beri bilinmektedir. Yeterli su tüketemeyen anneler; suyun yanı sıra şekersiz bitki çayları, ayran, çorba ve şekersiz meyve kompostoları tüketerek sıvı tüketimlerini arttırabilirler. 
Zayıflama diyeti yapmayın: Emzirme döneminin ilk altı ayında yapılan zayıflama diyetlerinin süt üretimini ciddi anlamda azalttığı bilinen bir gerçek. Bu nedenle emziren annelerin bebek ek besinlere geçene kadar zayıflama diyeti yapmaması önerilir. İlk altı ay sadece yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmelidir. Bebek ek besinlere başladıktan sonra bir uzman yardımı ile zayıflama süreci başlatılabilir. 
 
Karbonhidrat tüketiminizi kesmeyin: Emzirme döneminde yapılan en büyük yanlışlardan birizayıflamak adına karbonhidrat tüketiminin tamamen kesilmesidir. Emziren annenin beslenmesinde mutlaka ekmek, pilav, makarna ve meyve gibi karbonhidrat kaynakları yer almalıdır. Şekerli besinlerin süt yaptığına inanılması bir şehir efsanesinden öte değildir. Yapılan bilimsel araştırmalar, şekerli besinlerin süt verimini arttırmadığını ortaya koydu. Beyaz şeker yerine kaliteli karbonhidrat kaynakları olan tam tahıllı ürünler tercih edilmelidir. 
 
Rezenenin gücünden faydalanın: Yapılan bilimsel araştırmalar; rezene tohumunun ve rezene çayının süt miktarını arttırmakta yararlı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Rezenenin aşırı tüketiminin ise süt üretimini tamamen durdurabileceği de biliniyor. Rezeneyi sadece çay olarak tüketmek zorunda değilsiniz. Suda haşlayarak veya az yağda çevirerek de tüketmeniz mümkün. 
 
Yulaf ezmesi tüketin: Günde 1 kase yulaf ezmesi tüketiminin süt üretimini destekleyebileceği düşünülse de, bu etkisi tam olarak kanıtlanmamıştır. Bilimsel araştırmalar devam ediyor. 
 
Fesleğenin etkisini unutmayın: Fesleğen bitkisinin de düzenli kullanımda anne sütünü arttırabileceği bilinir. Yemeklerinizde fesleğene daha çok yer açın. 
 
Yeşillere daha çok yer açın: Koyu yeşil yapraklı sebzelerin anne sütünü arttırmaya yardımcı olduğu bilinmektedir. Salatalarınızda roka, maydanoz gibi yeşilliklere yer açabilir. Semizotu, ıspanak ve pazı gibi sebzeleri de haşlayarak, sebze yemeği şeklinde veya az yağda çok öldürmeden kavurarak tüketebilirsiniz. 
 
Turuncuları sofranıza alın: Havuç, bal kabağı, kavun gibi turuncu renkte olan ve beta karotenden zengin olan sebzeler süt üretimini arttırmaya yardımcıdır. Havuç ve bal kabağını; çorbalarınızda, yemeklerinizde ve tatlılarınızda kullanabilirsiniz. 
Protein olmadan olmaz: Sütün ana yapısında da yer alan protein, süt veren annelerin beslenmesinde yer alması gereken bir kaynaktır. Emziren anneler, her gün düzenli olarak süt, yoğurt, ayran, peynir, yumurta, et, tavuk, balık gibi kaliteli protein kaynaklarını tüketmelidirler. 
 
Arpa Mucizesi: Ülkemizde daha çok alkolsüz bira veya malt içecek olarak tercih edilen, arpa ile hazırlanmış yiyeceklerin veya çimlenmiş arpa suyunun, anne sütünün verimliliğini ciddi anlamda arttırdığı gözlenmiştir. Ülkemiz için yeni bir kavram olsa da, birçok ülkeden uzun zamandır anne sütünü arttırmak için kullanılan bir tahıldır. 
 

STRESE İYİ GELEN İLAÇ GİBİ 5 YİYECEK!

30.1.13

 
 
 
1.Yoğurt ve süt ürünleri: Süt ve süt ürünlerinin içerisinde tirosin isimli bir madde bulunur. Bu madde beyinde serotonin salgılanmasını tetikler. Serotonin, mutluluk hissi uyandıran, rahatlatan ve strese karşı yanınızda olan bir hormondur.



 
 
2.Siyah Çikolata: Çikolatanın mutlu edici etkisini hepimiz biliyoruz. Biraz doğal siyah çikolata yiyerek siz de stresten kurtulup gülücükler saçabilirsiniz.
 
 

3.Asitli meyveler: Bu meyvelerde doğal şeker bulunur. Doğal şekerler beyin fonksiyonlarını geliştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirecek C vitamini desteği sağlar.


4.Sebzeler: Brokoli ve sarımsak gibi sebzeler vücut direncini arttırır.
5.Doğal çaylar: Papatya, yeşil çay ve yasemin gibi bitki çayları düzenli tüketildiğinde bağışıklık sistemini güçlendirir ve sinir sistemini düzenler

 

Tırnaklarınızın ve ellerinizin güzel olmasını mı istiyorsunuz?Artık bu çok kolay!


Ellerin Sağlıklı olması için doğal Maddelerle bakımının yapılması gerekiyor. Uzmanlar, özellikle zeytinyağıve Limon Suyunun eller için çok yararlı olduğunu söylüyor.
Son Günleri yaşanan kış mevsiminde en çok insanların elleri zarar görüyor. İnsanların yüzü kadar önemsemesi gereken elleri için evdeki malzemelerle doğal kremler hazırlanabiliyor. Kişisel bakım uzmanları, ellerini sürekli örüyor. İnsanların yüzü kadar önemsemesi gereken elleri için evdeki malzemelerle doğal kremler hazırlanabiliyor. Kişisel bakım uzmanları, ellerin sürekli hareket halinde olduğunu söyleyerek, "Yazarlar, çizerler, çalışırlar ve hep bir şeylerle temas ederler. Sürekli hareket halinde olmaları, soğuk, Sıcak, Su ve mikroplar gibi dış etkenlerle birebir temas etmeleri nedeniyle eller, yüze oranla daha çabuk yıpranıyor ve yaşlanıyor" şeklinde konuşuyor. Ellerin sürekli mikroplarla iç içe olması nedeniyle sık sık yıkanmasının gerektiğini hatırlatan uzmanlar, kullanılan sabunun insanın cildine uygun olmasının önemine işaret ediyor. Her yıkamadan sonra ellerin nemli kalmaması için de iyice kurulanması gerekiyor.
Özellikle soğuk havalarda cilt kızarıp çatlıyor ve pürtük pürtük oluyor. Bu durumda eldiven takılmasını öneren uzmanlar, akşamları yatmadan önce zeytinyağının tıpkı krem gibi ellere masajla yedirerek sürülmesini tavsiye ediyor. Uzmanların konu ile ilgili diğer tespitleri şöyle:
"El ve tırnakların bir diğer dostu limon suyu. zaman zaman tırnakların limon Suyu ile ovalanması yararlı. Eller de yüz gibi nemlendirici, besleyici ve sıkılaştırıcı özellikte doğal kremlerle korunmalı. Günlük öğünlerde cilt ve tırnakları güçlendiren besinlere yer verilmeli. Tırnakların oluşumu için gerekli Proteinibarındıran yoğurttan her Gün yenilmeli. Tırnaklar için, demir, Bakır ve çinko içeren besinlere ağırlıkverilmeli. Kırılgan tırnaklara karşı da biotin içeren ceviz ve yer fıstığı tercih edilmeli".
Kişisel bakım uzmanları, insanların evlerindeki malzemelerle doğal kremler hazırlayabileceğini belirtiyor. Buna göre, yıpranmış ellere yumuşatıcı ve besleyici kremlerden biri Yulaf ve ballı krem. Bunun yapımı için gerekli malzemeler, 5 çorba kaşığı yulaf Unu, bir yumurta sarısı ve iki çorba kaşığı bal. Malzemeler bir kaba alıp krem kıvamına gelinceye kadar karıştırılıyor ve ellere sabah ve akşam sürülüyor.
Salatalıklı el kremi için beş çorba kaşığı salatalık suyu, üç çorba kaşığı tatlı badem yağı ve dört çorba kaşığı kakao yağı gerekiyor. Malzemeler bir kapta krem kıvamına gelinceye kadar karıştırılmalı ve buzlukta 10 Dakika bekletilmeli. Buzluktan çıkarıldıktan sonra ellere sürülüp 5 dakika beklemeli. Son aşama eller yıkanıp kurulanmalı.
Evde tırnaklar için de güçlendirici kremler hazırlanabiliyor. Yarım tatlı kaşığı sirke, bir yumurta sarısı ve iki çorba ananas suyu bir kapta karıştırılıyor. Tırnaklar içinde beş dakika bekletildikten sonra yıkanıp durulanıyor.
Hint yağlı krem için, iki yumurta sarısı, üç çorba kaşığı hint yağı, bir çorba kaşığı Bal ve bir çorba kaşığıTuz gerekiyor. Tüm malzemeler karıştırıldıktan sonra tırnaklara oje gibi sürülerek 10 dakika bekletiliyor. Son aşamada eller ılık Suyla yıkanıp kurulanıyor. El maskeleri için evde hazırlanabilecek kremler ise şunlar; killi el kremi, avakadolu krem ve ballı el kremi. Dört çorba kaşığı tatlı bademyağı, aynı miktarda Hindistan cevizi ve dört çorba kaşığı Zeytin yağıyla elde edilecek karışımla ellerin sarılması ise doğal sauna etkisi yapıyor.
Uzmanlar, ellerin bakımlı olabilmesi için gerekli işlemlerden birinin de manikür olduğunu söylüyor. Manikürün yapılma şekli ise şöyle:
"Tırnaklardaki oje asetona batırılmış pamukla silinir. Aseton artıklarını temizlemek için eller yıkanır. Tırnaklar törpülenir ve beş dakika sabunlu ılık Suda bekletilir. Eller kurulanıp tırnak etleri kürdanla geri itilir. Eller tekrar kurulandıktan sonra oje sürülür".
Sararan tırnakları ortadan kesilen Limonun içine batırmayı öneren uzmanlar, çabuk kırılan tırnaklar için de bir hafta oje sürülmeden doğal kremler kullanılmasını tavsiye ediyor. 


SİYAH NOKTALARDAN KURTULMANIN KOLAY YOLU!!!

Yüzünüzdeki siyah noktalardan kendi çabalarınızla kurtulmak istiyorsanız, sizi buraya alalım.
Aslında yapmanız gereken çok basit, evinizde her daim bulunan malszemeler yardımıyla yüzünüzü temizleyebilir ve maske yapabilirsiniz. Almanız gereken tek şey bir şırınga .
Şimdi gelelim nasıl yapacağınıza, temiz bir kaba kaynamış Suyu dökün. Başınızın üstüne bir çarşaf örterek bu Suyun buharına bir süre yüzünüzü tutun. Yani yüzünüze basit bir buhar banyosu yapın. Buhar banyosundan sonra siyah noktalar çok kolay çıkar.
Buhar banyosundan sonra iğnesini çıkardığınız şırınganın ucuyla hafifçe siyah noktanın üzerine bastırın. Siyah noktalar şırınganın içine girecektir. Bunu yaparken siyah noktaların çıkış yönüne dikkat edin ve o yönden bastırın. Yüzünüzdeki siyah noktalar hep aynı yönde çıkar.
Bu işlemden sonra yüzünüsü mutlaka bir temizleme losyonuyla temizleyin.
1,5 tatlı kaşığı kil, 1 tatlı kaşığı badem yağı, 1 tatlı kaşığı Balı karıştırıp yüzünüze sürün ve 35-40 Dakika bekleyin. Daha sonra yüzünüzü soğuk Suyla yıkayıp yağsız bir nemlendirici krem sürün.

SİYAH NOKTALARDAN KURTULMANIN KOLAY YOLU!!!!

Siyah noktalardan kurtulmak için mucize iksir; elma sirkesi. Yarım Su bardağı Suyun içine 3 çorba kaşığı elma sirkesi ekledikten sonra iyice kaynatın.
Ardından ateşi kısın ve başınıza bir örtü örterek, yüzünüzü buharına tutun. Bu şekilde yüzünüze 15–20 Dakika buhar verin.
Bu uygulamadan sonra yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesi ile yüzünüzü silin. Bu işlemi haftada 2 kere tekrarlayın. Düzenli olarak bu uygulamayı yaptığınızda siyah lnoktaların yok olduğunu ve cildinizin daha da ışıldadığını göreceksiniz.
Siyah noktaların giderilmesi için başka öneriler :
1) Bir tutam kırlangıç otu, Bir tutam ayrık otu bir kaba konulup üstüne beş bardak su ilave edilerek kaynatılır ve bir gece dinlendirdikten sonra siyah noktaların üzerine sürülür.
2) Bir tutam nane, Bir tutam yabani kekik yaprağı, Bir tutam ıhlamur bir ka­ba konulduktan sonra üstüne yeteri kadar su ilave edilerek kaynatılır. Soğuduktan sonra siyah noktaların üstüne sürülür.
3) Bir tane çok olgun Domates ezildikten sonra ince bir tülbent yardımıyla süzülür. 1 tatlı kaşığı gliserin ve iki damla asilbent tentürü eklenir karıştırıldıktan sonra bir şişeye doldurularak kullanılmak üzere saklanır. Siyah noktaların üzerine bol miktarda sürülür

Mide yanmasına doğal yöntem

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.

Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.

Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.

Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle... Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.

Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.

Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.

Sigaradan uzak durun.
Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

Bunlardan Uzak Durun

Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.

Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.

Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.

Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.

Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.

Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.

Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz...

Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.

Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

Saçlarda kepeklenmeye karşı neler yapabiliriz?



Yüz derisinde olduğu gibi, saç derisinde ve saçlarda da bünye özelliklerine göre farklılıklar söz konusudur.
Aslında kepeklenme, derinin kendini yenilemesinin bir sonucudur. Kepeklenme, iki durumda bizler için problem haline gelir. Derinin fazla yağ üretimi nedeniyle kepekler bir kabuk gibi kafa derisine yapışır. Bu durumda saçların dip tarafı yağlı diğer kısımlar ise kurudur.
Yağ bezlerinin az yağ üretmesi durumunda ise, kafa derisi kuru olduğu için kepekler etrafa uçuşur. Bu durumda saçlar da genellikle cansız ve kırılgan olur.

İçsel Nedenleri :
-Hormonal dengesizlikler
-Sağlık sorunları
-Fazla terleme
-Yetersiz temizlik/hijyen
-Alerjik hassasiyetler
-Yorgunluk
-Duygusal stres
-Fazla oranda şeker, yağ, nişasta tüketimi
-Dengesiz/yanlış beslenme
Dışsal nedenleri :

-Abartılı saç spreyi, saç jölesi veya saç jeli kullanmak
-Saç boya maddelerinin yanlış kullanımı
-Elektrikli bigudilerinin yanlış kullanımı
-Soğuk hava ve kuru mekan sıcaklıkları
-Sıkı şapka veya eşarplar
-Saçın seyrek yıkanması veya iyi durulanmaması
-Stres, panik, tansiyon
Kepekli saçlar için :
2 çorba kaşığı limon suyu veya sirkeyi 4 su bardağı suya ilave edip ılıtın.
Saçlarınızı yıkadıktan sonra bu karışımla durulayın.
Kepek problemi olan kişiler :
-Saçlarınızı sık yıkayın ve mutlaka çok iyi durulayın.
-Dengeli beslenin (karbonhidratı özellikle azaltın)
-Kükürtlü şampuanla saçınızı yıkayın.
-( Haftada 1 ya da 2 kez) B vitamini kullanın.
-Kekik ve sarımsak kepeğe karşı etkilidir.

Sizin saçlarınız da yağlı, kuru, kepekli, cansız veya kırılgansa, önerilerimizi uygulayıp sağlıklı saçlara kavuşmanız işten bile değil!

Yağ Şampuanı (Kuru saçlar için)
2 yemek kaşığı dolusu susam yağı, bademyağı veya ayçiçeği yağı ve 3–4 yemek kaşığı dolusu nohut unu hazırlanır. Saçlar yıkanmadan önce, seçilen yağ ile masaj yapılır. Sonra, artan yağ ile nohut unu karıştırılıp, belki biraz da sıcak su eklenerek, akışkan bir lapa haline getirilir. Bu lapa ile saçlar şampuanlanır ve iyice durulanır.

Lavanta Şampuanı (Tüm saç tipleri için)
100ml hazır bitkisel şampuana 4 damla lavanta ve 4 damla okaliptüs yağı eklenir ve çok iyi karıştırılır. Bu karışım saçlara canlılık verir.

Limon Şampuanı (Yağlı saçlar için)
5 yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırgan otu yaprağı yarım litre soğuk suya eklenip, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 15 dk. demlendikten sonra süzülür. Bu arada, bir limonun suyu sıkılır. Ayrıca 2 yumurta sarısı çalkalanır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağı ve bir tatlı kaşığı dolusu hazır bitkisel şampuan, ısırgan otu çayına eklenerek karıştırılır. Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

Yağ Friksiyonları

Yağ friksiyonları her saç tipi için yararlıdır, ama özellikle hırpalanmış ve kuru saçlar, uçlarına kadar bu bakımdan yararlanırlar. Şifalı bitki çayları ile birlikte de kullanılabilen değerli bitki yağları, saçlara canlılık, esneklik ve parlaklık kazandırır, zararlı çevresel etkilerden korur, perma, çok sıcak fön çekme ve sürekli boyanın olumsuz etkilerine karşı dayanıklılık kazandırır.

Yağ Friksiyonu (Kuru ve yıpranmış saçlar için)
25 ml badem yağı (veya kabak çekirdeği yağı) ve 25 ml zeytinyağı karıştırılır ve saçlara friksiyon yapılır. Daha sonra saçlar bir havlu ile örtülerek, birkaç saat veya gece boyunca bekletilir.

Yağ Friksiyonu (Boya, perma vb. sırasında yapısal zarar görmüş saçlar için)
40 ml tatlı badem yağı ve 20 ml hintyağı karıştırılarak saçlara ve özelikle de saç uçlarına iyice yedirilir. Bir saat süreyle bekletilir.

Yağ Friksiyonu (Kepeğe karşı)
10 damla ökaliptus yağı, 15 damla biberiye yağı ve 50 ml jojoba yağı sıcak su banyosunda ısıtılarak iyice karıştırılır ve kafa derisine ve saçlara yedirilir.

Yağ Friksiyonu (Yağlı saçlar için)
12 damla bergamot yağı (turunç kabuğu yağı), 13 damla lavanta yağı ve 50 ml jojoba yağı, sıcak su banyosunda ısıtılarak iyice karıştırılır ve saçlara yedirilir.


Meme Kanserinde Doğru Bildiğimiz 25 Yanlış

İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Europa Donna Meme Hastalıkları Koalisyonu Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen “Meme Kanseri Yeni Yaklaşımlar Eğitim Toplantısı 2013” kapsamındaki halka açık oturumda, meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar açıklandı.

Acıbadem Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, Meme Vakfı Genel Koordinatörü Violet Aroyo’nun oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda, meme kanserinde yanlış bilinen konular hakkında açıklamalar yapıldı.

Halkın yanlış bildiği 25 nokta hakkındaki sorulara akademisyenler Prof. Dr. Nuran Beşe, Prof. Dr. Gökhan Demir, Doç. Dr. Fatih Aydoğan, Prof. Dr. Haluk Sayman, Prof. Dr. Ümit İnce, Prof. Dr. Levent Çelik ve Doç. Dr. Şükrü Yazar yanıt verdi:

1-Her 6 ayda bir meme ultrasonografisi yaptırıyoruz. Mamografiye gerek yok, mamografi ışınları kanser yapıyor!
Meme kanserinin erken teşhisinde ana yöntem mamografidir, diğer yöntemler mamografinin yardımcısı olabilirler.

2-Kadınlara 40 yaşın altında mamografi çekilmesi yanlıştır!
Eğer kişinin şikayeti yoksa tarama mamografisini 40 yaşın altında yapmıyoruz. Ancak kişinin ailesinde risk varsa, meme başından akıntı geliyorsa, memede kitle gibi bulgular varsa erken yaşta da olsa mamografi yapılabiliyor.

3-Meme MR’ı çektirince mamografi çektirmeye gerek yoktur!
Meme MR’ı çok hassas bir tetkiktir. Ancak meme MR’ı ve mamografi birbirini tamamlayan, birbirinin yerine geçmeyecek tetkiklerdir. Bu nedenle her yıl mamografi yaptırılmalıdır. Çünkü meme kanserinin birden fazla türü vardır. Meme kanserini 9 mm’nin altında yakalarsak tedavi etme şansımız yüzde 98 oranındadır. Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemlidir.

4- Meme kanseri tek tiptir, yaşlılarda daha yavaş seyreder!
Herkesin kanseri kendisine özeldir, kendisine aittir. Yapılan araştırmalara göre meme kanserinin yeni tipleri bulunmaktadır. Yaşlılarda yavaş seyrettiği doğru değildir, yavaş seyreden türleri de vardır, hızlı seyreden türleri de.

5-Meme kanseri ameliyatı sırasında yapılan incelemede lenf bezi temizse sonuç kesindir!

Az miktardaki kanser hücresi ameliyat sırasındaki incelemede yüzde 10-15 oranlarında görülemeyebilir. Ameliyat sonrasında yapılan patolojik inceleme sonucunda kesinleşir.

6- Mamografi ve biyopsideki tümör boyutları aynıdır!
Mamografi kanserin bulunduğu bölgeyi gösterir. Biyopsiden elde edilen sonuçla mamografiden elde edilen sonuç aynı olmayabilir. Mamografide elde edilen sonuçların çoğu zaman kanserle ilgisi olmayabilir.

7-Şeker kanser dokusunu büyütür!
Kanser hücreleri vücuttaki normal hücrelere göre daha fazla şeker tüketir, bu bilimsel açıdan bir gerçektir ve doğrudur. Ancak şeker tüketmek, kanseri tetikler veya hızlandırır diye bilimsel bir gerçeklik yoktur.

8- Kemoterapi bağışıklığı çökertir!
Vücudun bağışıklık sistemi ikiye ayrılır:
1-Kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu sistem.
2-Basit bağışıklık hücrelerinin bulunduğu sistem.
Kemoterapi kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu bağışıklık sistemine zarar vermez. Basit bağışıklık hücrelerine zarar verir.

9- Bağışıklık sistemini iyi beslenerek güçlendirmek mümkündür!
Bağışıklık sisteminin ilaçlarla baskılanmasına karşı yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Mantar yesek bağışıklığımız güçlenir mi diye sorular soruluyor. Bu alanda besinlerin etkisiyle ilgili birçok bilimsel çalışma yapılıyor. Ancak tek başına bir besinin bağışıklığı güçlendirdiğine ilişkin bilimsel bir veri yok.

10- Kemoterapi sonrasında çıkan saçları boyatmak kanserin nüks etmesine yol açar!

Bu alanda çok bilimsel araştırma yapıldı. Ancak saç boyatmanın nüksü artırdığına ilişkin bir sonuç bulunamadı.

11-Meme kanseri olanlar doğuramaz!
Eğer bir kadına meme kanseri tanısı konulmuşsa erken dönemde doğurmasına izin verilmiyor. Ancak uzun bir dönemi hastalıksız olarak geçirebildiyse, bu yapılan testler ile de doğrulandıysa doktorunun izniyle gebeliğe izin veriliyor. Ya da genç hastalar söz konusu olduğunda, yumurta hücreleri ve yumurta dokusu saklanabiliyor.

12-Memenin tamamen çıkarılması kanserin sıçramasını önler!
Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, meme koruyucu cerrahi ve memenin tamamen çıkarılması arasında, hastalığın nüksü bakımından fark yok. Meme tamamen çıkarılsa da hastalık nüksedebiliyor. Göğüs duvarında ya da başka organlarda nüks oluyor.

13-Ailesinde kanser yoksa meme kanseri görülmez, ailesinde varsa görülür!
Ailesinde meme kanseri bulunan kişilerde görülme riski vardır, ancak ailesinde meme kanseri hastası bir kişi olmaması o kişide de hastalığın olmayacağı anlamına gelmez. Bazı kadınlar meme kanseriyle ilgili gen mutasyonunu taşıyor ama hastalanmıyor. Bazıları hastalanıyor. Bunun garantisi yok.

14-Tamamlayıcı tıptan fayda görülmez!
Tamamlayıcı tıp ot, çöp kaynatmak değildir. Yoga, meditasyon, sanatla uğraşmak, hobi edinmek hastalar için son derece faydalıdır. Kanseri yenmiş kişilere biz daima uğraş edinmelerini öneriyoruz. Spor yapmalılar, beslenmelerine dikkat etmeliler. Kilo almak, östrojeni artırıyor, bu da kanser riskini artırıyor. Kiloyu korumak için günde tempolu olarak 45-60 dakika arasında spor yapılmasını öneriyoruz. Unutmayın ki vitrin bakarken yürümek spor olmuyor, tempolu olması gerekiyor.

15- Kanser taramasında PET-BT yüzünden fazla radyasyon alınıyor!
BT nedeniyle radyasyon ışını verildiği doğrudur. BT kanserin yerini belirlemede kullanılıyor. PET – BT gerçekten gerekliyse radyasyondan korkmak gereksizdir.

16- Radyoterapi süresince banyo yapılmamalıdır!
Yıkanmanın hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Aksine duş almaya devam edilebilir. Ancak tahriş edici ürünler kullanılmamalı, lif, kese yapılmamalıdır. Bebe sabunu veya bebe şampuanı kullanılmalıdır.

17- Radyoterapi süresince küçük çocuklarla temas etmek radyasyon bulaştırır!
Radyoterapi sırasında radyasyon belirlenmiş bir hedefe yönelik olarak veriliyor. Örneğin ışını göğüs duvarına veriyorsak yumurtalıklara etkisi olmuyor. Radyoterapi bitince korkmadan çocuklarınıza, torunlarınıza sarılabilirsiniz. Çünkü radyasyonu eve götüremezsiniz.

18- Silikon taktırmak kanser riskini artırıyor!
Uzun yıllardır silikonun etkileri üzerinde bilimsel çalışmalar yapılıyor. Bunların sonuçlarına bakıldığında, memeye estetik amaçlı olarak silikon taktırmanın kanser yaptığına ilişkin bir bulguya rastlanmadı.

19- Meme kanseri ameliyatından sonra iki yılı tamamladım, risk geçti!
Meme kanseri aslında çok farklı klinik seyri olan bir hastalıklar grubudur. Aksine ameliyattan sonraki ilk 2 yıl tekrarlama riski yüksektir. Bu nedenle üç ayda bir kontrol yapılmalıdır. İlk 2 yıl yapılan takip çok önemlidir, aksatılmamalıdır.

20- İleri yaşta tüp bebek yaptırmak meme kanseri riskini artırır, psikolojik travmalar hastalığa yol açar!
Eğer kişide meme kanseri riski varsa, birden fazla tüp bebek denemesi nedeniyle alınan ilaçlar ve yoğun psikolojik zorlanmalar hastalığa zemin hazırlayabilir. Büyük acılar çekmek tek başına kanser için neden değildir. Öyle olsaydı deprem enkazında çocuklarını kaybeden tüm kadınların kanser olması gerekirdi. Bu tür olaylar direkt etkili değildir.

21- Paraben içerikli kozmetikler, antiperspirant deodorantlar kanser yapar!
Paraben içerikli kozmetiklerin kanser yaptığı ya da terlemeyi önleyici antiperspirant deodorantların kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bulgular yoktur. Talk pudrası içeren deodorantları deneyimsiz hekimler, memede mikrokalsifikasyon olarak değerlendirebilir. Ama alanında deneyimli hekimler bunun kanser odağı olmadığını kolaylıkla anlar.

22- Her yıl mamografi yaptırmaya rağmen kanser çıkar!
Meme kanseri eğer ele geliyorsa 8-10 yaşındadır. Yani 15-17 mm civarındadır. Tüm bu taramalarla ana amaç, ele gelmeden yakalamaktır. Bu nedenle tutabileceğimiz balıkların peşinden koşuyoruz. Tümör mamografinin görüntüleme alanı dışında kalıyorsa atlanabilir. Ancak hekim böyle bir şüpheyle ek incelemeler yaparak kesin bir sonuca ulaşmaya çalışır.

23-Kemoterapi sırasında saç boyatılmaz, zararlıdır!
Eğer kötü bir saç boyası kullanılırsa saçlar dökülebilir. Çünkü sindirim sistemi tümörleri ve metastazlarda kullanılan bazı ilaçlar vardır. Bunların etkisiyle zaten saçlar dökülür bir de kötü boya bu dökülmeyi artırır. Kına yapılmasını önerebiliriz, besleyici etkisi vardır. Organik boyayla boyayabilirler.

24- Lazer epilasyon kanser riskini artırır!
Lazer epilasyonun kansere yol açtığı ya da riski artırdığına dair bilimsel bir araştırma sonucu yoktur.

25- Meme alındıktan sonra silikon takılması zararlıdır!
Artık tüm dünyada meme kanseri nedeniyle tüm meme alınırken (mastektomi ameliyatı yapılırken) aynı seansta meme silikonu da takılabilir. Hastaya bir zararı yoktur.



Kepekli ekmeğin faydaları var mı?

Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Dağlıoğlu, kepek oranı yüksek ekmeklerin ve tahıl kaynaklı gıdaların uzun süre tüketilmesinin vücutta demir gibi çeşitli minerallerin zaman içinde eksilmesine yol açabildiğini söyledi.

Dağlıoğlu, yaptığı açıklamada, ekmeğin insanların temel gıda maddesi olduğunu, günlük enerji, protein, vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasında en önemli kaynak olduğunu anlattı.

Türkiye'nin kişi başına düşen ekmek tüketiminin en fazla olduğu ülkeler arasında yer aldığına dikkati çeken Dağlıoğlu, Türkiye'deki tüketimin büyük bir kısmını beyaz buğday unundan yapılan ekmeklerin oluşturduğunu vurguladı.
Öğütme teknolojisi açısından buğday tanesinde ''kepek'', ''endosperm'' ve ''ruşeym'' olmak üzere üç tabaka bulunduğunu anlatan Dağlıoğlu, şöyle konuştu:

''Kepek tabakası buğday tanesinin yaklaşık yüzde 12-15'ini, endosperm tabakası yüzde 80-85'ini ve ruşeym tabakası ise yüzde 2-3'ünü meydana getirir. Unun elde edildiği kısım buğdayın endosperm tabakasıdır. Bu tabakada ağırlıklı olarak nişasta ve protein bulunur. Vitamin, mineral ve lifli bileşenler düşük oranlardadır.''

Kepek tabakasının beyaz un üretiminde yan ürün olarak ayrıldığına işaret eden Dağlıoğlu, ''Oysa bu tabaka B-grubu vitaminleri ile demir, magnezyum ve çinko gibi mineraller, suda çözünen proteinler ve diyet lifi bileşenleri bakımından oldukça zengindir. Ruşeym tabakası da protein, lipidler, enzimler, vitaminler ve mineraller bakımından zengin bir tabakadır'' şeklinde konuştu.

Dağlıoğlu, undaki kepek miktarı arttıkça kül miktarının da arttığını, renginin koyulaştığını belirterek, ''Kül miktarının artması açık bir ifadeyle undaki minerallerin artması yanında, kepek tabakasında bulunan vitaminler ve lifli bileşenler gibi beslenme açısından önemli diğer bileşenlerin de artışı anlamına gelmektedir'' diye konuştu.

"TAM BUĞDAY EKMEĞİ VEYA TAM TAHILLI EKMEKLER TERCİH EDİLMELİ"

Buğdayın ve diğer tahılların kepek tabakasında ''fitik asit'' adı verilen maddenin göz önünde tutulması gerektiğini vurgulayan Dağlıoğlu, şunları söyledi:

''Fitik asit gıdalarla alınan demir, magnezyum, kalsiyum gibi önemli mineralleri bağlayarak vücut için yarayışsız hale getirebilmektedir. Hamur fermentasyonu, fitik asidin bir kısmını parçalamakla beraber tamamını etkisiz hale getiremez. Pişirme işlemi de fitik asidi parçalamaz. Bu nedenle, kepek oranı yüksek ekmeklerin ve tahıl kaynaklı diğer gıdaların uzun süre tüketilmesi, vücutta demir gibi çeşitli minerallerin zaman içinde eksikliğine yol açabilmektedir.''
Dağlıoğlu, bütün buğday tanesinin içerdiği kıymetli gıda bileşenlerinden daha fazla yararlanmak amacıyla beyaz buğday unu ekmeği ya da kepekli ekmek yerine, tam buğday ekmeği veya tam tahıllı ekmelerin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Ayak kokusundan nasıl kurtulurum

          Ayak kokusuna bitkisel çözüm ve evde doğal çözümler
Ayak kokusu için bitkisel ve doğal çözümler aslında sanıldığından çok daha çeşitlidir. Elbette ayak kokusu tedavisi yöntemleri arasında deodorantlar, kremler ve diğer ürünler oldukça işe yarıyor. Ama siz de bir bitkisel şifa meraklısıysanız evde bu yöntemleri deneyerek ayak kokusuna bitkisel ve doğal yollarla türlü çözümler geliştirebilirsiniz.
SodasıEvde ayak kokusu tedavisi çözüm yöntemi – Yemek
Yemek sodası, özellikle ayakkabı içerisine 1 – 2 çay kaşığı atıldığında ayaklarda terleme neticesi oluşan nemi emer ve ayakkabının içerisindeki ortamı kurutur. Yemek sodası aynı zamanda ayakkabı içerisine sinmiş olan ayak kokusunu da emmekte ve yok etmektedir. Şayet ayakkabıdaki kötü kokunun tamamen geçmesini istiyorsanız 2 çay kaşığı yemek sodası içerisine 2 yemek kaşığı kurumuş sage yaprağı atın ve hava almayacak bir kavanozda 1 gece bekletin. Ertesi gün nu karışımı ayakkabı içerisine serpiştirerek 1 gün bekletin. Ertesi gün ayakkabı içerisindeki sage yaprağı ve yemek sodası kalıntılarını ayakkabınızı sert bir zemine hafifçe vurarak temizleyin.
Yemek sodası ile ayak kokusunu geçirmenin diğer bir yolu ise ayaklarınızı 2 yemek kaşığı soda atılmış sıcak su ile 10 dakika kadar yıkamanızdır. Bu doğal yöntemi her akşam 1 ay boyuca uygulayın. Yıkama işleminin ardından ayaklarınızı havlu ile bir güzel kurutmanız gerekmektedir.
Evde ayak kokusu tedavisi çözüm yöntemi – Mısır nişastası
Mısır nişastası ile ayakkabılardaki ayak kokuları kalıcı olarak giderilebilir. Bunun için iki çorba kaşığı mısır nişastasını ayakkabı içerisine serpiştirin. Gün boyunca ayakkabınızda deodorant etkisi yaparak kötü kokuları önleyecek ve nemi çekerek ayaklar için kuru bir ortam sağlayacaktır.
Evde ayak kokusuna doğal çözüm yöntemi – Tuz. Bir litre su içerisine 30 gram sofra tuzu atarak ayak kokusuna evde doğal çözüm geliştirebilirsiniz. Bu tuzlu suyu birkaç dakika boyunca ayak ve parmak aralarına uygulamanız yeterli olacaktır.
Ayak kokusu için bitkisel çözüm – Üzüm ve elma sirkesi.
Ayaklarınızı haftada 3 kez elma sirkesi veya saf üzüm sirkesi ile yıkamanız ayak kokusuna iyi gelecektir. 1 littre suya 300 gram sirke atarak karıştırın. Su 45 santigrat derece sıcaklıkta olmalıdır. 10 – 15 dakika ayaklarınıza uygulayın.
Tarçın suyu da ayak kokusunun şiddetine göre haftada 3 – 7 kez uygulanırsa ayak kokusuna iyi gelecektir.
Ayak kokusu için bitkisel çözümler – Zencefil. 5 santimetre uzunluğunda 2 adet zencefil kökünü doğrayıp bir mendile sarın. daha sonra sıcak suda 20 dakika kadar bekletin. gerek bu su ile gerekse mendili ayaklarınıza masaj şeklinde uygulayarak ayak kokusu için bitkisel bir çözüm tedavisi uygulamak mümkündür. Zencefil tedavisi, 2 hafta sürmelidir
Ayak kokusu için bitkisel çözüm – Turp Turp suyu eskilerin de çok kullandığı bir bitkisel yöntem olarak ayak kokusu tedavisinde oldukça etkileyici sonuçlar almaktadır. Bir kilo turpun suyunu meyve sıkacağında çıkardıktan sonra içerisine yarım çay kaşığı gliserin koyarak karıştırın. Daha sonra bu karışımı deodorant şeklinde püskürterek ayak parmakları aralarına ve ayaklara uygulayın. Kısa zamanda özellikle topuk bölgesinden kaynaklanan ayak kokusuna çözüm bulduğunuzu anlayacaksınız.
Ayak Kokusuna ev yapımı çözümler:
Siyah çay: Evde kullanıp çöpe attığınız sallama demlik poşetlerini ayak parmakları aralarına koyarsanız siyah çayda bulunan tanik asit, ayak terlemesine iyi gelecek ve ayaklarda koku yapan bakterilerin üremesine engel olacaktır. Ayrıca çaydanlığınızda arta kalan çay ile akşamları yatmadan evvel ayaklarınızı yıkamanızı tavsiye ederim. Bilhassa kış aylarında havasız kalan ayaklara iyi gelecektir. Çay poşetleri ile birlikte buz parçaları da sürmeniz faydalı olur.
Su: Gerek soğuk su ile gerekse sıcak su ile yıkanan ayaklarda koku daha geç oluşur. Ayaklarınızı su ile yıkarken içerisine birkaç damla limon suyu damlatmanız da ayak kokusunu önlemek için etki sağlayacaktır. Özellikle yaz mevsiminde ayaklarınızı günde 2 kez limonlu su ile yıkamak ayak kokusuna iyi bir ev yapımı çözüm olacaktır.

Reklam

Beğenin

Popüler Yayınlar

 
Sponsor Linkleri : Evdizayn | Sağlıkçılar | Film İzle
Copyright © 2013. Doğal Tedavim - All Rights Reserved
Hazırlayan SiHa